Çocuğun Konuşmasındaki Mesajlar

Birlikte yaşadığımız koca dünyada tabii ki başımıza gelen en güzel şeylerden biri çocuklarımızdır. Kucağımıza aldığımız ilk andan itibaren bütün doğrularımızı bir anda alt-üst eden , bildiğimiz her şeyi yeniden ve yeniden öğrenmemizi sağlayan şeydir aslında çocuklarımız.

Her çocuk dünyaya geldiğinde elbette bir yeterlilik ve bir yetkinlikle doğar. Anneden alınan kromozomlar, babadan gelen kromozomlar derken ortaya belki de farklı ilgi ve yetenekleri olan bir çocuk çıkıyor. Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var ki o da şudur:

Öğrendiği şeylerdeki en büyük etken sizlersiniz.

Belki bu söylediğim biraz suçlayıcı gelmiş olabilir sizlere.Ancak burada ortada olan bazı gerçekler var.Nasıl ki çocuğunuz ilk kelimelerini sizlerden duyarak öğreniyorsa aynı şekilde kişiliği de sizleri model alarak ortaya çıkıyor. (Mırıldanma dönemi ile karıştırılmasın!) Peki çevrenin hiç etkisi yok mu diyeceksiniz? Çocuk belli bir yaşa gelene kadar en çok sizi yani anne-babasını görüyor ve en çok sizlerle iletişim kuruyor. Böyle bakıldığında çocuğu etkileyen en önemli faktör de sizler oluyorsunuz.

Hayatının henüz ilk 3 yılında olan bir çocuk, çok heyecanlanıp eğlenebilir ya da öfke nöbetleri geçirebilir. Evet. Fakat 3 yaşındaki aynı çocuk “Çıldırmak” kelimesinin anlamını bilebilmesi için henüz daha çok küçük. Soyut işlemler dönemine geçememiş bir çocuk için bu kelime durup dururken ortaya çıkmamış olsa gerek.

Burada yine sizlere bir vaka örneği vereceğim: “3 yaşındaki miniğimiz kendini oldukça güzel ifade edebiliyor. Mantıklı açıklamaları yapıldığında çevresindekilerin sözlerini dinliyor. Bu yaş grubundaki çocuklarda artık var olduğunu kabul ettirme çabası ortaya çıktığı için “Ben” olarak kendini kabul ettirmek istediği için bir inatlaşma ve ters tepki verme durumu ortaya çıkabiliyor.  Ancak gün içerisinde çocuğun iletişim dilinde kullandığı kelimeler dikkat çekmeye başlıyor. Vurmalı-kırmalı oyunlar ortaya çıkıyor. “Delirmek üzereyim.”,“Çocuklar ağlarsa kel kalırlarmış.” gibi enteresan cümleler ortaya çıkıyor.

Bir çocuğun aklına neden ağladığı için kel kalacağı gelsin ki ? Ya da ağlamak ve kel kalmanın nasıl bir bağlantısı olabilir?

Burada anlatmak istediğim şu : Bahsettiğimiz çocuk ile birazcık konuştuğumuzda “Annem öyle söyledi”ler ,“Babamın herkesi dövmeye gücü yeter”ler ortaya çıkıyor. Tabii ki her çocukta bu aynı şekilde geçerli değil fakat söyledikleriniz çocuklar üzerinde çok etkili.

Çocuğun evde çok hareket etmesi “Yaramaz” olduğu anlamına gelmez.

Çocuk için başlı başına facia bir kelime… Birinin sizi işe yaramaz gördüğünü bir düşünsenize, hem hayal kırıklığı hem de öfke içeren bir duygu durumuna bürünürsünüz muhtemelen. Bu çocuklarda açtığımız yaraları tarif edebilir miyiz sizce ?

“Yaramazlık yapma.” , “Bu yaptığını ancak yaramaz çocuklar yapar. Sen yapmamalısın.” Gibi bir tutum kullanıyorsanız lütfen o yoldan geri dönün. Bu kelimelerin sonunda çocuğunuz kendini yetersiz ve hiçbir şeye faydası olmayan “olamayan” bir birey gibi hissetmeye başlayacak ki bunu da hiçbir anne- baba istemez. Burada size önerebileceğimiz en güzel şey davranışı en güzel şekilde tasvir etmenizdir.“Yaramaz” çocuk için anlamsız bir kelime fakat “çok hareketli olmak” daha masum ve anlaşılır bir geri bildirim olabilir.

Bu çocuklar böyle konuşmaya nasıl başlıyorlar ? Ne anlatıyorlar ?

Çocuk kendini ifade etme biçimiyle aslında sizin birer yansımanız oluyor. Eğer bir çocuk herhangi olumsuz bir durum karşısında direk ağlamayı tercih ediyorsa ve bu ağlama gerçek değilse, burada bizlere verilen ipucu bir bakıma şöyle: “Ağladığında istedikleri yapıldığı için bunu kullanmaya başlamış.”

“Yapamıyorum”, “Başaramıyorum.” Cümlelerini sıkça duyar olduysanız –ki çocuğun bunları yapabildiğini de biliyorsanız- burada bizlere verilen ipucu da :“Kişisel istek ve ihtiyaçları da dahil olmak üzere her işi birileri tarafından yapılıyor.”

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Çocuğumuzun illa sert bir tavır almış olması gerekmiyor. Aşırı duygusal ve her şeyi mutsuz olarak karşılayan bir çocuğumuz da olabilir.Anne-baba olarak biz hayatın güzel kısımları ile değil de olumsuz kısımları ile daha çok ilgileniyorsak bu da çocukta daha çok mutsuz olduğu anların üzerinde durma çabasına dönüşüyor. “Mızmızlanmak” diye bir fiil ortaya çıkarıyoruz burada da.Bu kelimeyi kullanmak yerine duygu durumunu dile getirip çözüm yolları aramak gerekiyor. “Üzüntünü anlayabiliyorum. Herkes üzülebilir. Ancak problemini bu şekilde anlayamam, konuşarak anlatmayı dene. Böylece çözüm bulabiliriz.” Gibi.

Peki ne yapacağız?

 Bırakalım çocuklar mutluluğu da mutsuzluğu da , başarıyı da başarısızlığı da tatsınlar.

Çocuk anlamaz demeyin. Onunla tıpkı bir yetişkin gibi konuşun.

Olumsuz durumları ondan gizlemek zorunda değilsiniz. Net olun.

Baş edemediğinizi düşündüğünüz zamanlarda derin bir nefes alın. Çocuğunuza neyi yapmaması gerektiğini değil neyi, neden yapması gerektiğini açıklayın.

Kötü bir kelimeyi söylemesini istemiyorsanız ya da bir davranışı onaylamıyorsanız bunu başka benzetmelere girmeden sebepleri ile açıklayın. (Kel olma örneğini hatırlayın.)

Çocuklarınızın yanındaki konuşmalarınıza , hal ve hareketlerinize dikkat edin. Nasıl davranmasını istiyorsanız o şekilde rol model olun.

Nasıl tepki verirseniz onun doğru olduğunu düşünecektir çocuğunuz. Çünkü anne ve babası çocuğun gözünde her zaman en doğruyu bilen kişidir,en güçlüdür, en zekidir.

Kendi kendine yetebilen ve iyiyi isteyen çocuklar yetiştirebilmek adına…

Uzm. Çocuk Gelişimci

SENA ALPSOY

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Popüler Yazılarımız

Duyu Bütünleme Bozukluğu (DBT) Olan Çocuklar İçin Ne Yapılmalı?

Duyu Bütünleme , 1960’li yıllarda J. Ardes’ın araştırma ve çalışmalarıyla ortaya çıkarak uygulamaya konulduğu halde ülkemizde henüz önemi anlaşılmakta ve çocuklardaki belirtileri çoğu kişi...

STEM Nedir ? Ne Değildir?