Çocuklarımızı Ne Kadar Tanıyoruz?

Doğdukları andan itibaren onlar hayatımızın merkezine otururlar. Bebeklik döneminde gülüşlerini, ilk hecelerini, ilk adımlarını takip ederiz, hem hafızamıza hem de fotoğraf veya kameraya kaydederiz. Doğumlarıyla birlikte hayallerimizde yeniden doğar. “Büyüdüğünde” diye başlayan cümleler hayatımızda daha fazla yer almaya başlar. Anne ve baba kendi hayallerindeki meslekler ne ise onu çocuklarının da hayallerine yerleştirmeye hazırdırlar. Sınıfın en zekisi, en çalışkanı, en yakışlıklısı tabiki kendi çocuklarıdır.  Okul öncesi döneme girildiğinde de geleceğe yönelik umutların, planların ve bunların yanı sıra endişelerin anne ve babaların yaşamlarında, kararlarında, tutumlarında var olmaya başladığını görürüz. Bu noktada eğitmenler kadar anne ve babanın da bu dönem çocuğunu ne kadar tanıdığı büyük bir önem taşımaktadır. Bireyi tanımadan beceri ve yetenekleri bilmeden ilgi ve meraklarını tespit etmeden verilecek her eğitim birey için pek bir anlam ifade etmeyecektir. Hiçbir  anne-baba, çocuklarını tanıma konusunda objektif değildir. Bunun asıl nedeni de, anne-babaların çocuklarını olmaları istedikleri gibi görmeleri için güçlü bir güdüye sahip olmalarıdır. Doğal olarak tüm anne-babalar çocuklarının başarılı olmalarını, iyi bir eğitim almalarını ve sonuçta da refah bir hayat sürmelerini isterler. Bu durum çocuklarının mutluklarını ötelemelerini, yaşamlarını bugüne göre değil de geleceğe dair yaşamalarını zorunlu hale getirir. Oyun oynama çağında çalışma kitaplarına gömülmüş, ruhsal gelişimlerinin en hızlı olduğu dönemde kurstan kursa koşuşturulan çocukları görüyoruz.  Buradaki tek hedefimiz çok iyi bir niyetle onların başarılı olması değil mi?  Peki o zaman neden mutsuz çocuklar? Neden öz güven sorunu yaşıyorlar? Neden sürekli yardım alma ihtiyacı duyuyorlar? En küçük ihtiyaçlarını bile yardım almadan çözemiyorlar? Neden yalnızlığa sürükleniyorlar? Asi, öfkeli, amaçsız, bencil çocuklarımızın olmasını ister miyiz? Bütün bu soruların cevabı anne-baba- çocuk üçgenin içinde saklı. Albert Einstein’ı hepimiz tanırız. Dünyanın en zeki insanlarından biridir. Ama Einstein çocukluğunda özellikle öğrenme süreçleri ve zekası ile ilgili oldukça zor zamanlar yaşamıştır. Öğretmeni sürekli olarak onu babasına şikayet etmiş, babası da bu şikayetlerden bıktığı bir gün oğluna şöyle söylemiştir. “Senin kadar aptal başka bir çocuk dünyaya gelmemiştir”… Babası oğlunu tanısa, onu doğru gözlemleyebilse, yeterliliklerinin ve özelliklerinin farkına varsa bu cümleyi kullanmazdı. Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi. Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.” Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı.Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı. Edison günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu. Buradan hareketle kendimize şu soruyu sormalıyız, “Biz çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz. (alıntı) Çocuk gelişiminin en önemli özelliği ve hatta ilkesi şudur ki, her çocuk farklıdır ve bireysel farklılıklar göz önüne alınarak çocuklar değerlendirilmelidir. O halde çocuğumuz ile ilgili değerlendirme yaparken bizim de anne baba olarak yapmamız gereken, çocuğumuzun farklı bir birey olduğu gerçeğini göz önüne alıp, onu duygusal olarak değil, objektif olarak değerlendirmektir. Çocuğumuzu tanıyor muyuz, nelerden hoşlanır, neye merak duyar, gelecek planımızda onun bu karakteristik özelliklerinin ne kadarı gelecek mühendisliği projemize dahil edilmiştir. Anlatmak istedikleri her şeyi yetişkinler gibi doğru ifade etme yetisine sahip değiller. Onları anlamamız için ip uçları verirler. Sürekli soru sorar ve dinmek bilmeyen bir merakla sürekli  araştırırlar. Sordukları her soru bize basit gelse de çocuğumuz için öğrenme evresinin bir yapı taşını oluşturur. Onları anlamamız için büyük ip uçları verir. Bu yüzden; Kendi ayakların üzerinde durabilen bir gelecek için öncelikle çocuğunuzu tanıyarak işe başlamalı kendi iç sesimizi bir parça kısıp çocuğumuzun iç sesine kulak vermeliyiz. Unutmamalıyız ki çocuklar haz duygusu merkezli kararlar alırlar onlar sevmedikleri hiç bir konuda başarılı olmayacaklardır. Bunun için ;
Çocuğunuzu iyi gözlemleyin. Özellikle yalnız kaldığı, oyun oynadığı ve bir sorun ile karşılaştığı zamanlarda nasıl davranıyor, nasıl hareket ediyor. Nasıl çözüm yolları buluyor. Arkadaş ilişkileri nasıl. Hangi özellikteki çocuklarla arkadaşlık etmekten hoşlanıyor. Arkadaşları ile sohbetlerinin konusunu neler oluşturuyor. Çocuğunuz ile birlikte kitap evlerine gidin ve onu serbest bırakın. Bakın bakalım hangi tür kitapları inceliyor. Çocuğunuzun soru sormasına fırsat verin. Sorduğu soruları dinleyin, kendi bilgi çerçeveniz içerisinde onun anlayacağı şekilde kısa cümleler kurarak cevap verin. Bilmediğiniz bir soruya biliyormuş gibi  cevap vermeyin. Beraber araştırmayı önerin. Size hangi konularda ne gibi sorular soruyor, buna dikkat edin. Çocuğunuzun size sorduğu sorular onun ilgi alanlarını belirler. Aslında bu sorular sizin için birer ip ucudur.  Örneğin çocuğunuz size kuşların nasıl uçtuğuyla  ilgili sorular soruyorsa, bu konuyu  merak ettiği anlamına gelir. Onun yaşına ve gelişim özelliğine göre bu merakını giderecek etkinlikler yapmanız öğrenme sürecine sağlayacağınız önemli bir katkıdır.
Başarı dediğimiz sadece akademik başarıdan ibaret değildir. Belki de çocuğunuz güzel sanatlar dalında resim, müzik, drama alanlarından birinde çok başarılı olacak. İmkanınız oldukça çocuğunuzun farklı alanlarda kendini denemesine fırsat verin.Çocuğunuzdan başkası olmasını istemeyin, onun için olması gereken bir çocuk profili planlamayın. Bırakın çocuğunuz olmak istediği profil ne ise onu olsun. Bu süreçte anne baba olarak siz ona rehberlik edin.Çocuğunuz okul öncesi dönemde de olsa okul döneminde de olsa, öğretmenleri ile sıkı ilişkiler içinde olun. Oysa yapmamız gereken çok basittir. Onlarla iletişimi artırmak, onları dinlemek ve anlamak… Tanımak, onun güçlü yanlarını keşfetmektir. Gerçekten keyif alarak yaptığı, ilgi, istek ve yetenekli olduğu alanları bulabilmektir. Güçlendirmesi gereken yanının kendisinin fark etmesini sağlamak, kişisel gelişimindeki muazzam değişimi sizin fark ettiğinizi görebilmesidir… Çocuklarımıza kızıp eleştirme yerine ona yaptığı hatanın sonuçlarını göstererek neden yapmaması gerektiğini öğretelim. Yaptırım uygulayacağımıza çocuğumuzu işe katalım, sorumluluk verelim. Kabul edilir davranışı pekiştirelim, takdir edelim.
Dikkatimizi sadece çocuğumuzun yapmaması gereken davranışları üzerine yöneltmek yerine özellikle olumlu, beklenir ve istenir davranışlara yöneltmek, istenmeyen davranışlara hemen tepki göstermemek, çocuğun olumsuz, eksik yönlerine bakacağımıza, zaten mevcut olan olumlu yönlerini takdir edip, memnuniyetimizi ifade etmek daha doğru olur.
Yalnızca dinleyerek çocuğumuzu rahatlatabilir, sorununa kendisinin çözüm bulmasına yardımcı olabiliriz. Dinlemek, ilk önce bedenseldir. Çocuklar, kızgınlık ve öfkemizin gerçek nedenini anladıklarında, bize yardım etmek için davranışlarını değiştirebilirler. Çocuğu cezalandıracağınıza, kabul edeceğiniz bir yol gösterin. “Bu şekilde dağıtırsan oyun oynamak yok “ yerine dağıttığı yeri toplamayı oyun haline getirmek en etkili çözümdür. Çocuğumuza bir şeyleri anlatırken vücut dilinizi kullanın öğrenmeleri için çok daha etkili olduğunu göreceksiniz. Son olarak onların fiziksel ihtiyaçlarını gidermek iyi anne-baba olduğumuz anlamına gelmiyor. Yetenekleri kaybetmeden değerlendirmenin en etkili yolu onlarla kaliteli vakit geçirmektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Popüler Yazılarımız

Okul Seçimi ve Değiştirmede Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Okul, çocuğun yetenek gelişiminde önemli unsurlardan biri. Tabi okulu sadece bina olarak ya da popüler ve zengin insanların gittiği yer olarak düşünürseniz, çocuğunuz için...