Eğitimde ‘EN’ler ve Önemliler

 

Gelişmiş ülkelerin eğitim sistemleri ve çocuk yetiştirme stratejileri hep ilgi odağımızda olmuştur. Finlandiya eğitim sistemi şu sıralar bilen bilmeyen herkesin gözdesi olmuş durumda. Bunun yanında arada bir de Japonya’yı duyuyoruz.

Japonya gelişmişlik düzeyi bakımından hem sosyal, hem ekonomik hem de eğitim alanında ileri düzeyde bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra Japonya’da çocuğa ve çocuğun yetiştirilme tarzına, öğretilenlerin ne derece etkili olduğuna da oldukça önem verilmektedir.

Aslında Japon eğitim sisteminin temelinde “insan” vardır. Yani birilerinin çıkarı ya da faydası değil insanların tamamına hitap eden bir fayda söz konusudur. “Her insan eğitilebilir bir varlıktır.” Ve “ En iyi öğrenme ,bir şeyler yapılarak öğrenilir.” felsefesini benimsedikleri, özellikle bebeklik döneminin kişilik belirleyici önemi olduğunu çok önceden kavramışlardır.

Bebeklik döneminin kişiliği belirlemede ne kadar önemli olduğunu yaşanmış bir örneği ile açıklamakta fayda görüyorum: (Vaka’nın detayları için Bruce D.  Perry’nin ‘Köpek gibi Büyütülmüş Çocuk’ isimli kitabını inceleyebilirsiniz.) Vakamızdaki genç , iki genç kızı öldürüp ardından istismar ediyor. Yaptığı şeyden de asla pişmanlık duymuyor. Sosyal hizmetler ve polisler gencin bu davranışının altında yatan sebebi bulamıyorlar. Kasten işlenmiş iki cinayet ve suçlu bir genç olduğu kararı verilecekken aile ve sosyal hizmetler bir psikiyatristle görüşme kararı alıyorlar. Görüşmeler birkaç seans sürüyor. Genç; ailenin iki çocuğundan ikincisidir , ilk çocuk gayet başarılı ve sakin tam olarak ikinci çocuğun zıttı. Aynı zamanda da çok zeki. İkinci çocuk ise okulda sürekli başı belaya giren, insanlara istediği her şeyi yaptırabileceğini düşünen ve bunun sonucunu asla düşünmeyen bir birey. Baba kendi halinde işinde gücünde çalışıyor, annenin ise belli olacak kadar zeka ile ilgili bir problemi var. İlk çocuk doğduğunda annenin destekçisi olacak babaanne, dede, hala vs. birçok akraba yanlarında. Ancak ikinci çocuk doğacağı sırada babanın işleri ters gidiyor ve büyük ailenin yanından uzak bir yere taşınıyorlar. Anne ikinci çocuğu o evde doğuruyor ve bakabilecek tek kişi o. Baba sürekli şehir dışında ve ailesiyle önceki kadar çok ilgilenemiyor. İşin ilgi çeken ve yürek burkan kısmı buradan sonra ortaya çıkıyor. Anne ilk çocuk doğduğunda ağlayınca hala,amca vs. birileri yardım ediyormuş. O yüzden ilk çocukla ilgili b,r problem yok. Ancak ikinci çocukta yalnız başına olduğundan ağladığında, bir yeri ağrıdığında fark etmiyor ne yapacağını bilemiyor ve büyük çocuğunu alarak evden dışarı çıkıyor ve çözüm yolunu bu şekilde buluyor. Küçük olan evde kaldığı süre boyunca ağlıyor, ağlıyor ama belli bir zaman sonra kendine oyalanacak bir şeyler buluyor ve susuyor. Yani kendi kendine yetebilir hale geliyor. Büyüdükçe de bu davranışı canı ne isterse onu yapmaya dönüyor. Aile bebeklik dönemindeki bu boşluğun bu denli ciddi bir sonuca varabileceğinin bilincinde olmadığından bunu bir problem olarak görmüyor. Ve ileride yaşı büyüdükçe kontrol edilemez bir hale geliyor.

Bu vaka tabiî ki yine çok uç bir nokta gibi görünüyor ancak bebeklik döneminin ne kadar önemli ve tamir edilemez şeylere neden olduğunun bilincine varmak açısından bizler için ciddi bir örnek diye düşünüyorum. Gelelim Japonya’nın eğitim sistemine:

Onlar bu bilinçte olduklarından küçüklükten itibaren çocukları kendi kendilerine yetebilir, kendi işlerini kendileri halledebilir şekilde yetiştiriyorlar. Anaokuluna giden çocuklar şöyle bir incelendiğinde her gelen çocuk kendi çantasını ne kadar ağır olursa olsun taşıyabiliyor. Kendi kıyafetlerini giyip katlayıp dolaplarına yerleştiriyorlar.  Çocuklar elbette bu işleri yaparken zaman zaman zorlanıyorlar ancak sonunda başarıyorlar. Yiyebilecekleri kadar yiyorlar ve doyduklarında zorlanmıyorlar. Çocuğa ve öz benliğe saygı oldukça gelişmiş düzeydedir. Yaş grubu yeterliliklerine göre ne iş yapabiliyorlarsa yapıyorlar. Tabiri caizse- birileri başında “Onu da yap, bunu da yap, dur senin yerine yapayım “gibi cümlelerle çocukların heveslerini kırmıyor yalnızca destek oluyorlar.

Bizim eğitim sistemimize şöyle bir göz atıyorum. Okullardaki düzene bakıyorum. Büyük yaş grupları bir nebze kendi başlarına işlerini yapabilsin diye uğraşılıyor ancak bu çocuklar yaşları henüz küçükken işlerini başkalarının yapmasına alıştırılmışlar. Çantasını başkası taşıyor, kıyafetlerini başkası düşünüyor.” Ne giyecek, tuvaletini nasıl yapacak, o işi verdiğimizde mükemmel bir şekilde bitirebilecek mi ?” sorularıyla kendimizi yiyip bitiriyoruz.

Bebeklik döneminden itibaren çocuklarınıza kendi kendilerine yetebilecekleri bir hayat sunmaya çalışın. Bırakın o oyuncağa ulaşmak için çözüm yolları arasın. Denesin, çabalasın ve en önemlisi problem çözebilmeyi öğrensin.  Çocuklarınıza güvenin ve destekleyin. Onların işlerini yapmanıza değil, onlara destek olmanıza ihtiyaçları var!

Uzm. Çocuk Gelişimci Sena ALPSOY

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz.