İMGE TİYATROSU TEKNİĞİ VE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE İÇSEL-SOSYAL ZEKA GELİŞİMİ

HAYDİ SAHNEYE İMGELERİ ÇÖZMEYE

Agusto Boal Brezilyalı bir tiyatro insanı. Boal, tiyatroyu bireyin hayatını değiştirebileceği bir araç, seyircileri de pasif bir izleyici değil etkileşimli katılımcılar olarak görür. Çalışmalarının özünde bireyin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi, etkin birer aktör olması gerektiğine inanır. Bu nedenle tiyatro çalışmalarını üç başlıkta kategorize eder. Biz bu paylaşımda sadece imge tiyatrosu tekniğine değineceğiz.

İmge tiyatrosu

Bu teknikle toplumsal ve kültürel konular, maruz kalınan baskı, haksızlık ve yaşanılan duygular çalışılır. Atölyelerde tema, uygun egzersiz ve oyunlarla hazırlık aşamasından sonra sözlü anlatıma başvurmadan bedensel duruşla anlatılır. Amaç zihindeki fotoğraf karelerini, imgeleri harekete geçirmek ve açığa çıkarmaktır. Agusto Boal bunu şöyle açıklar: “Bir resim binlerce kelimeye renk verir” der ve devam eder: “İmgeler gerçek duygularımıza hatta bilinçaltı duygularımıza kelimelerden daha çok yakın gelebilir.” İmgelerin gün yüzüne çıkarılıp ve üzerinde çalışılmasıyla değişim, dönüşüm başlar. Bu bedensel duruş anlatımına gerekirse sözel anlatım eklenebilir.

Katılımcılar belirli bir zaman diliminde, belli bir temayı bedensel duruşla yani heykel formunda anlatır. Katılımcı role girer, rolün gerektirdiği duygu ve tutumları yansıtır. Katılımcılara verilen tema ile ilgili üç ayrı imge oluşturması istenir.

1-Gerçek imge yani sorun, baskı ve problemin heykel formu,
2-İdeal imgeye yani olması gereken iyi, güzel, sorunun çözülmüş olduğu imgenin, uzun deneme ve çalışmalarla karar verilen heykel formu,
3-Geçiş imgesinde ise gerçek imgeden ideal imgeye “nasıl ulaşılır”, “neler değişirse ideal imgeye erişilir ” tartışması yapılır, bu süreçte geçiş imgeleri çalışılır ve karar verilen ideal imgenin heykel formu.

Agusto Boal’in bu çalışmaları bireyin sosyal bir probleminin, uğradığı baskının ve haksızlığın sanat dalıyla naif bir biçimde irdelenmesi ve bu sorunlara gösterilecek duruşun, verilecek tepkinin deneyimlendiği bir süreci kapsar. Öyle ki Boal: “Önce tiyatroda kurgusal olarak yaratsınlar ki sonra da dışarıda, gerçekte yaratmak için daha hazırlıklı olsunlar” der.

 

Buradan yola çıkarak okul öncesi eğitimde çocukların olumsuz davranışlarının ardında yatan imgeleri irdeleyip sorguluyoruz. Hangi düşünce ve duygularla o davranışın yapıldığını tanımlıyoruz. Doğru ve yanlış olan davranışları (sosyal olarak kabul gören ya da kabul görmeyen davranışların) yaşantılar yoluyla çocukların kendilerinin belirlemesini sağlayıp doğru, iyi, güzel davranışların yerleşmesi için düşüncelerimizi ve duygularımızı eğitiyoruz. Bu egzersizlerle çocukların hem zihinsel hem de sosyal-duygusal becerilerini desteklemiş oluyoruz.

 

Bizim sahnemiz sınıfımız!

Doğal ortam, problemin oluştuğu o an ki ortam. Uzaklaşırsak ev, mahalle yani yaşam alanları…Okul öncesinde “öğrenme merkezlerinde” serbest oyun saati var. Bu oyun saatinde çok keyifli diyaloglar olduğu kadar çatışmalarda olmaktadır. Bu çatışmalardan çokça şahit olunanlarından biri de bir çocuğun arkadaşlarının oyunlarına dahil olmayı talep etmesi ve oyuna dahil edilmemesiyle başlayan süreç. Oyuna alınmayan çocuk “engellenmişlik, itilme, reddedilme” duygusuyla arkadaşlarının “ ya oyununu bozuyor ya da oyuncaklarını alabiliyor.” Oyunları bozulan çocuklar o çocuğa “ya vuruyor ya itekliyor, ya da bağırabiliyorlar.” Çocuklar arasında bir kaos yaşanıyor. Bu ve bu benzeri çatışmalar çok kısa sürede anlık ve sık yaşanan çatışmalardır.

 

Tam da bu anda sınıf ortamı bir sahne olur.

Öğretmen tüm çocukların dikkatini bu çatışma örneğine çeker. Çünkü bu olumsuz davranışları diğer çocuklarda yapmışlardır veya yapmaları muhtemeldir. Böylelikle onlar da kendilerini, kendi imgelerini dışardan görme ve kendilerini sorgulama fırsatı bulurlar. Bir nevi öz değerlendirme başlar ve bu olumsuz davranışların doğru olmadığını, arkadaşlarına zarar verdiğini ifade etme olanağı bulurlar. Birbirini tetikleyen bu davranışlar enine boyuna irdelenir. Yani dürtüyle gerçekleştirilen davranışlar artık üç boyutlu hale gelir ve olumsuz, yanlış yani başkasına zarar veren, üzen davranış tüm yönleriyle değerlendirilmiş olur.

 

Öz bilinç/ Bilinçli Farkındalık

Olumsuz davranış değilde yerine koyulacak davranışlar konuşuldukça olumsuz davranış küçülür, küçülür ve zihin olumluya odaklanır. Beyin çözüm üretimine kanalize oldukça ve gerginlik, stres, yıkıcı atmosfer dağılır bir hafifleme gelir. Çocuk az önce maruz kaldığı baskı ve baskının meydana getirdiği olumsuz duygu durumlarından uzaklaşıp bilinçli zihinle düşünmeye başlar. Dolayısıyla bilinçli farkındalık (mindfulness), ana gelme, anda kalma becerisi gelişmeye başlar. Bu çok uzun gibi görünen oysa 3-5 dakikalık süreç öz bilinç gelişimine muhteşem katkı sağlayan bir süreçtir. Bu süreçte olumsuz davranışları gerçekleştiren çocuklar “yapıcı, olumlu hangi davranışları tercih edebilirlerdi” bunları ifade etmeleri desteklenir.

 

Deneyimleme/Uygulama

Çocukların bu yaratıcı çözüm fikirlerini o anda uygulamaları sağlanır. Çünkü beyin fırtınası yapılan çözüm önerilerin sıcağı sıcağına deneyimlenmeleri kalıcılık oranını artırır ve istendik davranışa dönüşmesine neden olur. Bu arada seyirci olan diğer çocuklarda düşüncelerini dile getirmeye başlarlar. Dolayısıyla birbirlerini yani olası tüm sağlıklı, çözüm odaklı fikirleri-davranışları gözlemleme ve deneyimleme imkanı bulurlar. Öneride bulunan çocukların da sahneye gelip uygulamalı olarak göstermeleri desteklenir. Çocuğun tekrar arkadaşlarının oyunlarına dahil olmayı istemesi desteklenir ve bu olumsuz süreç olumlusuyla yeniden deneyimlenir. Bu uygulama ile yaşama geçirilen kabul edilebilir davranışlar yeni bir yaşantı oluşturur. Dolayısıyla imgeler yavaş yavaş dönüşmeye başlar.

 

Duygu farkındalığı/ Duyguyu Tanımlama/Duyguların Somutlaştırılması

Çocukların bu olumsuz davranışları irdelenirken hangi duygularla ile gerçekleştirdiğini ifade etmeleri sağlanır. Reddedilme, engellenmişlik,incinme gibi sıkıntı veren duygular yetişkinlerin de baş etmekte zorlandığı duygu durumlarından. Çocuğun kendini ifade ederken kendi boyundaki duygu panosundan hangi duygu durumunda olduğunu göstererek anlatmasına olanak verilir. Üzgün yüz ifadesini gösterip: “Beni oyunlarına almadıkları için üzüldüm. Üzgün olduğum için öfkelendim (öfkeli yüz ifadesini gösterir) ve oyunlarını bozdum/oyuncaklarını aldım” şeklinde ifade edebiliyor. Diğer çocuklar da: “Oyunumuzu bozduğu/oyuncaklarımızı aldığı için sinirlendik ve bağırdık/ vurduk, yaptığımız doğru değildi” açıklamasını yapıyorlar. Duygularını yıkıcı davranışlar yerine sözcüklere dökme egzersizleri, duygu panosuyla duyguların somutlaştırılması, arkadaşının içinde bulunduğu duygu durumunun hissedilmesini ve bu duyguların kabul edilebilirliği artırıyor.

 

Öz Değerlendirme/ İmgelerin Çözülmesi

Çocukların kendini tanımasının ve duygularınını fark edip sözcüklerle ifade edebilmesinin kapıları aralanır. Burada esasında çocuk öz değerlendirme yapmaya başlıyor. Duygularını keşfediyor ve duygusunu tanımlıyor. Bir bakıma iç dünyasına, zihnindeki fotoğraf karesine, sorunla baş etme imgesine dışarıdan bakma fırsatı buluyor. Çocuklar yetişkinlere göre yaptığı davranışın öz eleştirisini daha kolay yapabiliyorlar. “Evet yaptığımız doğru değil, yanlıştı” diyebiliyorlar. Özür dileyip sarılıyorlar. Hadi gel bizimle oyna diyorlar. Diğer çocuk da özür diliyor ve oyuncaklarını geri veriyor. Arkadaşlarının oyuna dahil etme tekliflerini ise ya kabul ediyor ya da “ben başka arkadaşlarımla oynayacağım” deyip başka bir seçeneği de değerlendirebiliyor.Dolayısıyla gerçek imge yerini geçiş imgeleriyle ideal imgeye bırakıyor.

 

Öz farkındalık/Öz Düzenleme/Duygusal Zeka Her gün, her olumsuz olayda ve sorunda duygu ve davranışlar gözden geçirilip bu zihinsel- sosyal egzersizler uygulandıkça beyin kendi çözümlerini bulur hale geliyor. Stresle, öfkeyle baş etme becerisi artıyor. Dürtüsel ve şiddet içeren davranışlar azalıyor bilinçli olumlu davranışlar artış gösteriyor. Yani bir öz farkındalık ve öz düzenleme süreci devreye girer, çocuk duygularını düzenlenme ve duygusal becerilerini geliştirme fırsatı bulur. Çocuk duygularını fark edip düzenlenme yoluna girdikçe duygusal becerilerini geliştirme fırsatı buluyor.

 

Olumlu Öz Kavram

Çocuğun duygusal becerileri geliştikçe dış dünyayla ilişkileri de sağlıklı bir yapı üzerine oturmaya başlıyor. Düşünce ve duygularını yönetemeyen çocuklar arkadaşıyla problemini çözer hale geliyor akran iletişimi gelişiyor. Bu şekilde kendi duygularını ve sosyal iletişimini geliştirip disipline oldukça çocuk olumlu, değerli bir öz benlik geliştirmeye başlıyor.

 

Yapı İskelesi

Lev Vygotsky bilişsel gelişim kuramında, kültürel ve sosyal çevrenin çocuğun gelişimini nasıl etkilendiği araştırmasında bir çok beceriyi sosyal etkileşimle öğrendiğini ifade eder. Yapı iskelesi kuramında bir beceri alanına ihtiyaç duyan çocuğa öğretmeni ya da daha becerikli arkadaşı destek verir, rehberlik eder. Tıpkı işçiler için kurulan iskelenin inşaat bitince kaldırılması gibi. Çocuk bu beceriyi kazanınca verilen destek aşama aşama geri çekilir. Çocuk artık zihinsel faaliyetleri denedikçe üst düzey düşünce ve becerilere yelken açar. Böylelikle sosyal ilişkilerde duygusal zekasını geliştirip kullanmaya başlar.

 

Psikososyal/ Sosyalbilişsel Davranışlar

Psiksosyal davranışları öğretmek süreç isteyen, sık tekrarlar ve süreklilik isteyen bir beceri alanı.Bu becerileri kazandırmak özellikle okul öncesi dönemde haftada birkaç saatlik eğitim çalışmalarıyla pek mümkün görünmüyor. Akademik bir çok bilgiyi, kavramı öğretmek çok kısa sürede mümkünken pskososyal-sosyalbilişsel becerileri öğretmek çok daha gayret ve emek istiyor.

 

Öğrenme Merkezleri Yaşantıları

Öğrenme merkezlerindeki serbest zaman, sosyal problem çözme becerilerini kazandırmak için müthiş potansiyel barındıran zaman dilimidir. Dolayısıyla sosyal ve duygusal davranışlar için sonsuz kaynak teşkil ediyor. Örneğin ben beş altı kişilik gruplar oluşturup blok merkezindeki birbirine geçmeli bloklarla tren yapmalarını ve birlikte sınıf dışında dolaşıp gelmeleri yönergesini veriyorum. Gözlemliyorum ve gerektiğinde yardımcı oluyorum. Onların etkileşim içine girip, iş birliği içinde duygu ve düşüncelerini yönetip o anki problemlerinin treni bozmadan, kopmadan sınıfa ulaştırmak olduğunu kavramalarını sağlayıp, sorun çözme becerilerine oyun yoluyla destek veriyorum. Vagonlar koptuğunda, kopan vagonu bekleyip nasıl birleştireceklerine odaklanıp birbirlerinin çözüm önerilerini değerlendirip treni sınıfa bütün halde getirdiklerindeki heyecan ve coşku paha biçilemez. Burada geçen süreç onların yaratıcı çözüm üretme becerilerine, eleştirel düşünme becerilerine müthiş destek veriyor. Mesela kopan vagonu tutan arkadaşlarına nasıl tutarsa, nasıl dikkat ederse kopmayacağını söylemeleri, vagon sıralamalarında birbirleri ile yer değiştirmeleri birer örnek. Yardım teklif ettiğimde ise biz yaparız öğretmenim demeleri çok kıymetli.

 

Öyküler

Öyküler de bu süreçte benim en iyi materyallerimden. Köprüyü Geçerken isimli öyküyü çok seviyorum. Problemin çözümüne kadar interaktif-etkileşimli olarak okuyoruz. Sonra öyküdeki probleme çözüm için beyin fırtınası yapıyoruz ve her çocuğun çözüm fikrini ip ya da tahta kalemle köprü yapıp doğaçlıyoruz. Sonra öykünün çözümünü okuyor ve bu çözümü müzik eşliğinde ritme dönüştürüp dans ederek süreci resimleme aşamasına bırakıyoruz. Bir kitabı gün içine yayıp onun mesajına yoğunlaşıp yaşantıya dönüştürmek farklı etkinlikler işlemek çok büyük katkı sağlıyor.

Aile Eğitimi

Bu öyküyü velilerle de çalıştık. Onların eğlenmesi ve ebeveyn çocuk çatışmasına eğlenerek çözüm bulunabileceğini fark edip bunu deneyimlemeleri muhteşem. Bir velim hayatı boyunca hiç dans etmediği itirafında bulundu. Bir annenin bir kitaptan yola çıkarak dans deneyiminde bulunması ve buna katkımın olması benim içim tarif edilemez bir duygu.

Süreç Sonunda

Bir süre sonra ben verdiğim desteği ve rehberliği adım adım geri çekiyorum çünkü onlar birbirlerini uyarıp yol gösterir duruma geliyorlar. Gözlemliyorum: “Arkadaşım bu yaptığın doğru mu yanlış mı?” Diye soruyorlar. “Evet haklısın bu şekilde davranmamalıyım” diyor. Bunlara şahit olmak çok güzel. Sonra yanıma gelip: “Öğretmenim arkadaşım bana böyle böyle davrandı ama ben ona vurmadım, kızmadım, ona doğru mu yaptın diye sordum o hatasını anladı, biz anlaştık” diyorlar.

 

Özel Hayat Sahnesi
Sınıfı içi bu egzersizlerle aile, yetişkin, kardeş ilişkileri olumlu anlamda gelişmeye başlıyor. Çünkü çocuklar bu imge sorgulamasını kendi hayatlarına, büyüklerine taşıyor. Çocuktaki bu değişimi, gelişimi gören ailelerin bana mektuplarla ya da sözel dönütlerde bulunmaları çok değerli.

Böylece çocukların gelecekte sağlıklı iletişim kurabilme, yaşadığı sıkıntılı olaylarla baş edip hayatına yön verebilme becerilerine katkı sağlamış oluyoruz.

Nigar Uz
Nigar Uz
KTÜ Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Yaratıcı Drama Eğitmenidir. Çocuk Gelişimi AUZEF öğrencisidir. Çeşitli kurum ve projelerde eğitim görevlisi olarak yer almaktadır. Öykü yazma teknikleri ve Masal Anlatıcılığı eğitimleri almıştır. Çocuklar için öyküler yazmaktadır. Youtube kanalında çocukların öykülerini seslendirip öykü yazmalarına katkı sağlamaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Popüler Yazılarımız

Yetenekli Çocuklar Bize Resimlerle Ne Anlatır?

Eğitim; Bireyde istendik yönde davranış değişikliği oluşturmaktır. Sanatta eğitim ise; Read’in ifadeleriyle“sanat eğitiminin amacı sanat için eğitim değildir. Çocuklar kendilerini tam olarak...

STEM Nedir ? Ne Değildir?