Çocuğum Çabuk Öfkeleniyor, Ağlama Krizlerine Giriyor. Ne yapmalıyım?

ÇOCUĞUM ÇABUK ÖFKELENİYOR, AĞLAMA KRİZLERİNE GİRİYOR. NE YAPMALIYIM?

Dünyaya gelen her birey var olma ve kendini ifade etme çabası içerisindedir. İletişim kurabilmek, derdini anlatabilmek, sorunlarına kısa yoldan çözümler bulabilmek, anlaşılabilmek ve huzurlu bir yaşam için belirli taktikler geliştirirler. Bu haftaki yazımda dünyaya “var olduğunu” ifade etmeye ve “ Ben de bir bireyim!” demeye çalışan miniklerimizden bahsedeceğim.

Yaşamın ilk yıllarında, hatta ilk 3 aydan itibaren bebeklerde sosyalleşme ve çevreye olan ilgi artar. Bu süreçte onlara ve onların tepkilerine verdiğimiz geri dönütler hem kişilik yapılarını hem de ortaya çıkacak davranışlarını oluşturmaya başlamaktadır. Sürecin sağlıklı ilerlemesi veyahut istenmeyen davranışların ortaya çıkması birtakım etkenlere bağlı olarak değişmektedir. Ebeveynin kişilik yapısı (sert mizaç, aşırı tepkisizlik, hoşgörü, demokratik yaklaşım vb.) , ebeveynin yaşı, çevresel faktörler, kalabalık aile, küçük aile gibi etmenler çocuğu etkileyen etmenler arasında gösterilebilir.

Ebeveyn olarak bizler çocuklarımıza karşı gösterdiğimiz tutumlar ile bazı davranışları pekiştiririz. Yaşamının ilk dönemlerinde çocuk;  acıktığında ağlar, altını ıslattığında ağlar, gazı olduğunda ağlar, birçok şeyi ağlayarak belirtir. Ancak çocuk konuşmaya başladığında bile hala bir şeyleri ağlayarak dile getiriyorsa bu süreçte sorgulamamız gereken bazı şeyler olacaktır. Çocuğunuz konuşma sürecindeyken onunla ne kadar problemleri hakkında konuştunuz? Bir sorunla karşılaştığında hemen çözüme mi kavuşturdunuz? Düştüğünde hemen koşup elinden tutup kaldırdınız, hatta bir de düştüğü ya da çarptığı yeri suçlayarak “Ahh sana nasıl acıtırsın oğlumun/kızımın canını?!” mı dediniz? Ağladığında üzülmesin diye hemen istediğini mi verdiniz?

İşte bu sorulara cevabınız “Evet” ise sorgulamamız ve değiştirmemiz gereken öncelikler var demektir.

Ebeveynler olarak “Hayır” demekte çok zorlanıyoruz ya da bazen olur olmadık her şeye “Hayır” diyoruz. Kabul çizgimiz değişkenlik gösterdikçe “evet” ve “hayır”larımız da değişiyor. Önemli olan kendi sınırlarımızı belirlemektir.

İlk olarak yapmamız gereken…

Çocuğumuzun sergilemiş olduğu davranış gerçekten yapılmaması ve “Asla izin veremem” dediğimiz bir durum mu? Bu soruya cevap verebilmeliyiz. Çocuklar özgür olmak hoplamak, zıplamak, koşmak bilhassa hareket gerektiren işler yapmak isteyecektirler. Bu durum eğer onun zarar göreceği bir hal almaya başlıyorsa o zaman müdahale edilmeli ve durum anlayacağı bir dil ile açıklanmalıdır. “Hareket etmek, koşmak, tırmanmak istediğinin farkındayım. Biliyorum bu çok eğlenceli görünüyor. Fakat tehlikeli olabilir ve zarar görebilirsin. Bu yüzden şu şekilde deneyebilirsin.” Diyebilirsiniz. Buradaki durumda direkt olarak engelleme ve yoksun bırakma yerine konuşma dilimizde onun isteklerini kabul ettiğimizi ve onu anlayarak çözüm üretmeye çalıştığımızı göstermiş olacağız.

Konuşmama ve anlatmama rağmen ağlaması durmuyor, ağlamaktan mosmor oluyor, sakinleşmiyor. Bana ve çevresine zarar verecek davranışlarda bulunuyor.

Böyle bir durumda anne-babalar çaresiz bir şekilde yeter ki ağlamasın, sakinleşsin diye o an istediği şeyi direkt olarak vermeyi ya da mümkün kılmayı deniyorlar. Bu durum çocuklarda şu algıyı oluşturuyor:

Ağlamak mükemmel bir çözüm! Daha çok ağlarsam daha çabuk istediklerime ulaşırım!

Peki, çocuğumuzun bunu bir istek aracı olarak kullanmaması için ne yapabiliriz? Aslında cevabı çok basit. Sakinliğinizden emin olduğunuzda sakin bir ses tonuyla ona yaklaşın.

“Üzgün olduğunun ve bir şeylerin seni öfkelendirdiğinin farkındayım. Ama ağladığında seni anlamak zor oluyor. Sakinleşene kadar seni bekleyeceğim. İstersen sarılabiliriz, istemezsen sarılmayız. İyi hissettiğinde ne istediğini söyle ki sana yardımcı olabileyim .”  gibi o an onu anladığınızı ve çözüm yolunu anlamlı ve sakin bir şekilde söyleyin. Bu durum sabır çizginizi belli bir üre zorlayabilir fakat siz ne kadar sabırlı ve tutarlı bir şekilde bunu denerseniz, çözüme o kadar kolay ulaşabilmenin adımlarını atmış olacaksınız.

-Unutulmaması gereken en önemli nokta “Sabır ve Sakinlik”

Çocuklar anlaşılması güç bireyler değildir ve bizi çok iyi anlayabilirler. Çocukları anlayabildiğimiz ve  onların doğru seslenişlerine doğru kulak verebildiğimiz sabırlı günler diliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Popüler Yazılarımız

Üstün Yetenekliler Eğitiminde Farklılaştırma, Modeller, Sorunlar ve Öneriler

Üstün yetenekliler eğitiminde mitler, yanlış inanışlar şeklinde gelişmiş ülkelerin akademik dergilerinde bu alandaki önemli sorunlu bakışlara bilimsel ve kanıta dayalı olarak olması gereken bakış...

Little Man Tate