Zeka, Üstün Zeka ve Yaratıcı Drama İlişkileri

Zeka kelimesi, bilge-becerikli-zeki anlamlarına gelen Yunan sofos kelimesinden türetilen sofist kelimesiyle ilk kez Antik Yunan ve Hindistan’daki yazılı metinlerde yer bulmuştur. Ancak içine anlama-kavrama ve yetenek tanımlamaları da eklenirse Zeka kelimesinin Arapçadan geldiği görülür. Bunun üzerine binlerce araştırma ve çalışma yapılmış olsa da tıpkı salt gerçekliğin ulaşılmaz olduğu kanısında olduğu gibi zeka da araştırmalara açık, yorum ve disiplinle çalışılması gereken kavramlardan biri haline gelmiştir. Yine tıpkı salt gerçeklik gibi soyut bir kavram olan Zeka, tanımları itibariyle genellikle “yetenek” ve “algı” ile betimlenmiştir. Şekillenen yetenek, zamanla gelişir ve gelişen zeka da zamanla ve en önemlisi öğrenerek, tecrübe yaşayarak olgunlaşır ve başka zekalara örnek teşkil edecek şekilde vadesini doldurur.

Zeka kelimesini tanımlamaktan çok bağdaştığı ve güçlü roller kazandığı kavramları ön plana koymalıyız ki, geri ve üstün zekanın anlamını kavrayabilelim, akabinde de zeka ile yaratıcılığın bir ekip işiyle geliştirildiği yaratıcı dramaya değinebilelim.

İnsanlar, görme yetisini kazandıklarında görme tekrarlarıyla inceleme ve deneyim kazanma yetilerini elde etmeye başlarlar. Bu yüzden görme (fiilen görme ve görmeyen insanlar için duyu, duyum, elde ediş ve/veya tatma… aksiyonları fark etmeksizin), edimdediğimiz doyumun ilk şartıdır her zaman. Çocuk birey, gördüğü ilk nesneyle bir bağ kurar. Daha sonra o nesneyi birden fazla görmeye ve onu anlamaya (incelemeye) yönlenir. Anladığı ya da anladığını sandığı vakit (ki sanı aşaması, daha sonra hayalunsuruyla pekişecektir), nesne çocuğun hafıza ve zekasında yer edinmeye başlayacaktır. Hafıza, unutmama eylemini harekete geçirmek ve yeri/zamanı geldiğinde hatırlamaya yardımcı olan bir yedekleyici unsurdur. Zekaise edimsel nesnelerin ve canlı varlıklarını işlevlerini ve var olma nedenini anlayabilme unsurudur. Bu yüzden görme ya da görme yetisi yok ise farklı kanallarla görme işlemi, hafıza ve zekayı harekete geçirecek önemli bir aşamadır. Görme işleminden sonra, belirttiğimiz gibi hafıza ve zekanın aktif hale gelmesiyle, çocuk birey öğrenmeye, öğrendikçe de pekiştirmeye, pekiştirdikçe de yaratıcılığa, yaratıcılıkla da özgünleşmeye başlayacaktır. Bu aşamalar için de en önemli unsur Çevredir.

 Bilindiği üzere, insan belli bir çevreyle dünyaya gelir. Genetik bir takım özelliklerle dünyaya gelen çocuk birey, yaş aldıkça, ki bebeklik sürecinde de gözlem yeteneği gelişmeye başlamaktadır, öğrenmeye hevesli bir mekanizma haline, akabinde de öğrenen varlık olmaya geçer. Çocuk birey, içinde geliştiği çevreyle kendini bulmaya başladığı ilk anda kendi zeka ve algısının tam olarak yetemediği yerde anne, baba, kardeş, akraba ve arkadaş çevresi unsurlarından faydalanma eğilimine geçer. Onlardan edindikleriyle tecrübe dediğimiz unsur gelişeceği için bahsi geçen çevrenin, çocuk bireyin zeka gelişiminde oldukça önemli bir görevi vardır.

Çevre unsurunu farklı bağdaşlarıyla birlikte incelemek daha faydalı olacaktır. Böylelikle çevre unsuru aracılığıyla “zeka gelişimi” ve “üstün zekayı” da pekiştirmiş olacağız.

Çevrenin ilk bağıntısı öğrenme ile ilişkilendirilebilir. Daha önce de belirttiğimiz gibi görme eylemi, zekanın gelişim aşaması için ilk adımdır. Görme eylemi, diğer duyu faaliyetleriyle (tatma, duyma,…) desteklendiğinde, çocuk birey öğrenme aşamasına, akabinde aktif zeka seviyesine gelmektedir. Örneğin güneşin yazın bolca hissedilmesi üzerine sıcaklık seviyesinin arttığını gören bir çocuk birey, kışın üşüdüğünde güneşin olmadığını görecektir. Görerek öğrendiği güneş, kışın ardından çıkmaya başladığında ısınmaya geçeceklerini, yazın da tamamen ısınacaklarını algılayacaktır. Bu algı, çocuk bireyde zekasının gelişme aşamasına doğru ilerlediğini gösterecektir. Güneş deneyimini defalarca test eden çocuk birey, güneşi pekiştirmeye başlayacaktır. Yani zekasını geliştirmeye başlayacaktır. Zeka seviyesi yükseldikçe de yetenekdediğimiz kavram ortaya çıkacaktır. Çünkü çocuk bireyin yaratıcılıkiç güdüsü yetenekleriyle beraber görünür düzeye gelecektir. Ve çocuk bireyin özgün olması da dünya görüşü açısından hayati öneme sahip olmaya başlayacaktır. İşte bu noktada çevre unsuru, büyük önem arz etmektedir. Yetenek dediğimiz unsur doğuştan sahip olduğumuz ancak büyüdükçe geliştirdiğimiz bir unsurdur. Madem ki zeka seviyesinin yükselmesi yetenekleri görünür kılıyor, o halde yeteneğin çevreyle beraber (sonradan) geliştiği sonucunu çıkarabiliriz. Zeka ve yeteneğin gelişmesi/geliştirilmesi (gelişme, hem çevre hem de bireysel uyaranlar; geliştirilmesi ise çevre uyaranlar tarafından gerçekleşir.) uyarana uyum sağlama ile oluşur. Daha önce verdiğimiz örnekteki güneş, uyaran ise öğrenme/hızlı öğrenme ile çocuk birey, uyarana uyum sağlamakta yani öğrenmektedir.

Bahsi geçen öğrenme, pekiştirme, yaratıcılık ve özgünleşme unsurlarına ek olarak hayal kurmak ve yetenek/liderlik kavramları da önemli unsurlardır. Çocuk birey, dile getirse de getirmese de sürekli hayal kurma ve hayalini kendince gerçekleştirme eğilimindedir. Bu eğilimin dozunu düşünecek olursak, çocuk bireyde hayal seviyesinin yükselmesi ile hayalini gerçekleştirme seviyesinin aynı oranda yükselmesi demek, diğer unsurların da aynı derecede yükselmesi ile, çocuk bireyin yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında zeka farkı ortaya koyması demektir. Çocuk bireyin zeka farkını ortaya koyabilmesi için çevre ile ilişkisive çevresinden destek alıp almadığıda oldukça önemlidir. Bahsi geçen çevre, yalnızca aile üyeleri değil aynı zamanda sosyal ve eğitim hayatında karşılaşılan bireylerdir. İki birey arasındaki en önemli etkileşim, iletişimise bu konu üzerinde de durulması gerekmektedir. Çocuk bireyin aile, sosyal ve eğitim hayatındaki bireyler ile olan iletişimi ve aynı şekilde bahsi geçen bireylerin de çocuk birey ile olan iletişiminin çocuk birey gelişiminde tartışılmaz en önemli unsurlarından biri olduğu unutulmamalıdır. Günümüzde yapılan zeka ve yetenek testleri, eğitimin kalitesi ve aile içi eğitimin seviyesi, çocuk bireyin hayal-yetenek-yaratıcılık ve özgünlük düzeyini oluşturur. Bahsi geçen test ve kalite/seviye, eşit düzeyde gelişmiş ise çocuk bireyin de dünya görüşü hızla ve sürekli gelişime açık düzeyde oluşacaktır.

Yaratıcılık/yetenek, liderlik ve iletişim seviyesi yüksek çocuk bireyler, bir önceki bölümde bahsedildiği gibi, yaşıtlarından muhakkak farklı olacaktır. Farktan kasıt ise, çoğunlukla, üstün zeka ile adlandırılmaktadır. Üstün zekalı çocuk bireyler, bu unsurlara ek olarak, hayat (eğitim, kariyer,…)  boyu belirli görev alanlarında ödev edimi yerine de getirecektir. Bu da sorumluluk kavramını meydana getirmektedir. Ancak bu kadar önemli kavramları, çocuk bireyler, özellikle de üstün zekalı çocuk bireyler, yalnızca aile içinde ve eğitim hayatında kazanamazlar. Başta üstün zekalı çocuk bireyler, okul hayatlarından alamadıkları eğitimi, farklı sosyoekonomik kültürel etkinliklerden ve atölyelerden almaktadırlar. Üstün zekalı çocuk bireyler, fazla yaratıcı, lider ruhlu ve yetenekli olduklarından, yüksek iletişim kabiliyetleri sayesinde kültürel gruplarda bulunduklarında hem kendilerini meydana getirmiş hem de topluluk içindeki yerlerini almış olacaklardır.

Grup/toplum faaliyetlerinden verilebilecek başat örnek, yaratıcı dramafaaliyetleridir. Drama kelimesi, Yunancadan hem eylem, eylemek hem de seyirlik eylem anlamlarından türetilmiştir. Yaratıcılık ise önceki bölümlerde de belirtiği üzere görme ve öğrenme faaliyetleriyle oluşturulduğu ve sonunda ise yetenek unsurunu ortaya çıkardığı düşünülürse Yaratıcı Drama, yaratıcılık ve yeteneği pekiştiren eylemler dizisi olarak tanımlanabilir. Yaratıcı dramada bilinmesi gereken şeylerden en önemlisi; Yaratıcı drama ne bir oyun oynama süreci ne de bir tiyatrodur. Yaratıcı dramada bireyler, kendini ifade edebilme, arkadaşları ve diğer çevresiyle iletişim kurabilme, yeni insan ve yeni durumlar üzerinde yoğunlaşabilme, birey ve topluluk arasında karşılıklı güven duygusunu geliştirebilme, problem üzerine düşünebilme ve probleme anlık çözüm üretebilme, yaratıcılığın zorunlu olduğu doğaçlamayı üretebilme, sanat formlarını tanımak ve formlara sahip çıkma, grup içerisinde liderlik içgüdüsü geliştirebilme, motivasyonun sağlanması sürecini anlama, gözlem yeteneği ile bilinmeyene yaklaşma, … gibi temel prensipler öğrenirler.

Üstün zeka ile özel yetenek birbirlerinden farklı unsurlardır. Bu yüzden yaratıcı drama, özellikle üstün zekalı çocuk bireyler için faydalıdır görüşü kesinlikle yanlıştır. Çünkü özel yetenek çocuk bireyler, aynı zamanda üstün zekalıdır, diyemeyiz. Üstün zeka, akıl yeteneği ile ilişkilendirilirken özel yetenek, sanat, spor,… gibi alanlarda çocuk bireyin yaşıtlarına göre çok daha üst düzeyde olduklarını göstermektedir. Ancak üstün zekayı ilişkilendirmek istersek, üstün yetenek ile ilişkilendirebiliriz. Üstün yetenek, üstün zekanın geliştirilmiş versiyonudur aslında. Ancak eylemsel anlamda farkı vardır üstün zekadan. Eylemsel kastımız ise, ortaya nihai bir ürün koyan birey, üstün yeteneğe, halk dilinde meziyete sahip demektir. Aslına bakılırsa, aile fertleri ve eğitmenler gibi bireyler tarafından analiz edilmesi gereken çocuk bireyin akıl seviyesi ve özel yeteneklerine uygun bir şekilde çocuk bireyin hayat rotası çizilmelidir. Bu yüzden dilsel farklılığa gerek kalmadan, yani üstün zeka-üstün yetenek-özel yetenek ayrımları yapılmaksınız, Zeka seviyesi yüksek ve/veya özel yetenekleri bulunan bireylerin, yaratıcı drama eğitiminden geçirilmeleri de böylelikle önem arz etmektedir. Her bireyde faydalı olduğu gerçeği üzerine yaratıcı drama, zeka ve/veya yetenek seviyesi yüksek çocuk bireylerde de dikkatli ve profesyonelce uygulanmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu; çocuk bireydeki yoğunlaşan ilgi alanlarının tespiti. Çocuk birey, eğer ki oyunculuk ve oyunculuk kavramları üzerinde özel bir ilgiye sahipse, özel yetenek çocuk bireyin yaratıcı drama eğitimi oyunculuk/drama eğitimleriyle desteklenmelidir. Bu yüzden öncelikle bilinçli anne baba, anne babanın drama eğitmenlerine kesin ve net bilgiler vermesi ve tüm eğitim hayatındaki müfredatın çocuk bireye özel hazırlanması gerekmektedir.

Yazımızdaki sonuç itibariyle; Hayal (sanı) ile gerçeğin doruk noktalarında büyüyen çocuk birey, bir süre mış gibi yaşayacağından yaratıcılığını geliştirirken mutlaka kendi zekasını ve yeteneklerini kullanacaktır. Bu yüzden çocuk bireye her daim öğrenme aracısı olabilecek mekan ve zaman ayarlanması, ona onu özel hissettirecek bir eğitim hayatı sunulması, çocuk bireyin gelişimi için hayati niteliktedir. Çünkü görerek, duyarak, dinleyerek,… zekasını kullanmaya başlayan çocuk, sırasıyla öğrenmeye, pekiştirmeye, yaratıcılığını göstermeye ve özgünleşmeye başlayacaktır. Ancak her zaman, yaratıcılığını kullanabileceği bir yer bulamayacağından bilhassa yaratıcı drama, çocuk bireye büyük fayda sağlayacaktır. Böylelikle ayaklanmaya başlayan çocuk birey, yürümeye ve öğrendikçe koşmaya başlayacaktır. Geleceğinin temelleri de sağlam adımları atılmış olacaktır.

Şahin Turan
İstanbul,Antalya,Konya ve İzmir'de çeşitli tiyatro okul ve atölyelerinde hem yazarlık hem de yönetmenlik alanlarında çeşitli görevler almıştır. Ayrıca İngilizce ve Türkçe drama eğitmenliği yapan yönetmen, Tiyatro dergilerinde yazarlık yapmaktadır. Suanda Tiyatro Yönetmenliği bölümünde yüksek lisans yapmaktadır. Ayrıca Sosyoloji bölümünde de eğitmenlik tecrübesi mevcuttur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Popüler Yazılarımız

Eğitimde Web 2.0 Kullanımı: Öğretmenler Z Kuşağına Karşı

İnsanların zaman ve mekândan bağımsız olarak iletişim halinde olmaları, hiçbir zaman günümüzdeki kadar kolay olmamıştır. Bu kolaylık, internetin insanların günlük hayatına bu düzeyde girmesiyle birlikte...
- Advertisment -